Ezgi KOPUZ, Hürriyet Seyahat’te yazdı: Dubrovnik’e doğru şöyle bir yelken alsak şahane olmaz mıydı? “Daha şimdiden mi?” demeyin. Yağmurlu bir kış gününde, kendinizi yazı düşlerken buluyorsanız yalnız değilsiniz. Bu yaz Hırvatistan’a demir atmak inanın size iyi gelecek. Şimdiden planlarınızı yapmanız için, işte size Dubrovnik gezi rehberi…
Dubrovnik’te Eski Şehrin görkemli Ortaçağ surlarıyla güne başlamanın hazzı inanılmaz. Şehrin ikonik sembolü ise bembeyaz surlar (City Walls)…
Yürüyüş sırasında, kafanıza favori şapkanızı takın ve bol bol su için; bu mavi tonlu manzaranın ‘efor isteyen’ bir bedeli var ama sonuna kadar değiyor. Üstelik size, yolu yarılarken Adriyatik stiline yakışır, kayalıkların üzerinde muhteşem bir dinlenme adresi veriyorum: ‘Mala Buza Bar’.
Biraz soluklandıktan sonra, hadi son bir gayretle surlara veda edin ve enerjinizi Banje Beach’e ya da Coral Beach’e saklayın. Kristal renkli serin mavi-yeşil sulara sayısız kez girip çıkarak rahatlayın. Bunu hak ettiniz, teşekkürleri sonra alabilirim çünkü hayat buymuş dedirtiyor.
Gün batımını şehri yukarıdan büyüleyici bir şekilde kucaklayarak izlemek sizi çok keyiflendirecektir; teleferikle Mount Srdj’e çıkın, şansa bırakmayıp Panorama Restaurant’da iki kişilik romantik masanızı önceden rezerve edin. Akşam yemeği için gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir diğer restoran var ki, Eski Şehrin ışıl ışıl ana caddesi Stadun’un ara sokaklarında gizlenmiş Moskar Konoba.
Mutlaka 2 kişilik balık tabağı (fish platter) sipariş edin, olağanüstü lezzetliydi. Ayrıca, Dubrovnik bu sene 67’si gerçekleşecek Yaz Festivalinde klasik müzik, dans, tiyatro, sinema aktiviteleriyle Temmuz-Ağustos ayları boyunca görsel ve işitsel bir şölen vaat ediyor; zamanlama harikası yapın ve bu yaz için planınız hazır!
Hırvatistan, anlatılamayacak kadar birbirinden güzel koy ve kasabalara sahip bir coğrafya. Popülerliğini eğlence hayatından alan Hvar’dan tutun, doğal güzelliklerle bezeli Brac ve Lopud’a varıncaya kadar adalarıyla da adından son zamanlarda sıkça söz ettiriyor.
Nitekim şans eseri deneyimlediğim küçük ve sevimli bir kasaba olan Cavtat’ta tam da aradığım sakinliği buldum, hem de Dubrovnik’e yarım saatlik uzaklıkta. Dubrovnik öncesi, kalabalıktan uzak kafa dinlemeye ihtiyacı olanlar hiç düşünmeden bir ya da iki gece konaklamalı.
Arkanızda yükselen dağlar eşliğinde freş orman havası aldığınız akşam yürüyüşleri, yanyana sıralanmış lezzet durakları, dondurmacısı, su topu oynayan çocukları ve palmiye ağaçlarıyla buraya dingin bir bütünlük coşkusu hakim. Hotel Croatia Cavtat’ın çakıl taşlı sahilinde mis gibi havayı soluyun, güneşe gözlerinizi kapatın. Tepelere kondurulmuş butik otellerden birini tercih edin.
Her gün deniz mahsülüne ise evet demeden geçmeyin! Restoran önerimlerim: Bugenvila ve Dalmatino. İster Cavtat’tan isterseniz de Dubrovnik’ten tekneyle Lokrum Adasına dalgaların üstünden süzülerek geçebilirsiniz. Ada ruhu iyi gelecek emin olun.
Tek başına yüzdüğünüz kocaman doğal bir havuz düşünün, burası yeşilliklerle çevrili Mrtvo More dedikleri Ölü Deniz, dupduru…
Suyun üstüne kendinizi bırakın, gökyüzüyle dinlenin, ayların stresi yok olsun. Lokrum Adasını gezerken sürprizlere ve yeni arkadaşlıklara açık olun; tavuskuşlarına, sincaplara ve tavşanlara rastlayabilirsiniz.
Kalbi tatildeyken doğayla atanlar, insan eli dokunmamış sahilinde, kayalıkların üstünde müziğini açıp, piknik yapabilir. Hırvatistan’dan geri dönüş yolunda; biriktirdiğiniz güzel anılarla ayrılmadan önce bir daha geleceğinize dair kendinize söz verin…
Yazının linki
